Bi’ şeyler…

Yakın zamanda okuduğum boktan bir kitabı hatırladım bu sabah: Kayboluş. Kitabın boktanlığı bir yana, kendimi kitap ile ilgili aklımda tek kalan şeyi hatırlarken buldum. Kahramanımızın hikayesi, odasındaki halının desenlerine dalıp gitmesiyle başlıyordu. Delilik bu ya, ben de kendimi bu sabah evimdeki halının desenlerine dalıp gitmişken buldum. Ve sabrettiğimi düşünürken.

En başta kendime, hayatla başa çıkamayışıma sabrediyormuşum meğer. Duramıyorum, enerjimi içimde tutamıyorum, parmak uçlarımdan akıp sonsuzluğa karıştığını hissediyorum çoğu zaman. Ne istediğimi bilemeyişime, belki de bildiğim şeyi içimden çıkarıp söyleyemeyişime, yüzleşemeyişime sabrediyorum.

İnsanlara sabrediyorum. Uyuyanlara, kaderine razı olanlara, sorgulamayan ama yargılayan insanlara. Anlamayan, anlamak için çaba göstermeyen, günü atlatmaya anı kurtarmaya çalışan insanlara…

İnsanlığını kaybetmişlere, isteye isteye kaybetmek üzere olanlara sabrediyorum…

3 kuruşluk egolarına dünyaları satmaya hazır olanlara, düşen burnunu yerden almak için bile eğilmeyenlere…

Vitrininde “derinlik”, derinlerinde boş bir A4 yüzeyini bile doldurmayacak “sığlık” olanlara sabrediyorum. Elimin tersiyle bir tane vurasım geliyor hayatlarına, ruhlarına…

“Günün aydın olduğuna şükretmeden” içindeki karanlığı, kötülüğü, kirliliği oluk oluk dışarı akıtanlara, zehirli insanlara, zehirlerinin bile amaçsızlığına sabrediyorum.

Kendi amaçsızlığıma sabrediyorum çoğu zaman, değil ağzımdan çıkanları aklımdan geçenleri bile toparlayamayışıma, atan kalbimin sesini kulaklarımda duyduğumdaki tahammülsüzlüğüme sabrediyorum. Duvara bakarken, matkap sesini dinlerken, sesi kısılmış televizyona bakarken sakinleşen kendime sabrediyorum. İçimi yerimde tutamayışıma, kulaklarımda duyduğum kalbimin sesini engelleyemeyişime, parmak uçlarımdan akıp giden enerjimi durduramayaşıma…

Güçsüzlüğüme, kabullenemeyişime, cesaretime, kusar gibi yazdığım bu kelimelere, kendime sabrediyorum bu aralar…

Ve bunları yazarken bilmediğim bir şarkı çalıyor, “what are you waiting for?” bölümünü duyuyorum, anlıyorum sadece…

Deniz

Berlin Seyahati ve listelerin en birincisi!

Berlin, yıllardır merakımı cezbeden ama son dönemlerdeki hipster dedikodularından sonra iyice dikkatimi üzerine çeken bir şehir oldu benim için.

Son birkaç aydır yaşanan iniş çıkışlar, duygusallıklar, bozuk psikolojiler derken sevgili kocam sonunda benim bir Katy Perry konserine ihtiyacım olduğuna karar verdi ve rotayı Berlin’e çevirdik.

E Katy Perry bahane, Berlin şahane diyerek tam 1 hafta karış karış gezdik gözünü sevdiğimin memleketini. Tazelendik, yenilendik, aslında biraz da büyüyüp öyle gözlerimiz yaşlı; kalbimiz Berlin sokaklarında aynı bizim gibi bir oraya bir buraya gezmeye devam ederken kalktık geri döndük.

Eh, tabi ki tarihinden, doğal güzelliklerinden havasından suyundan bahsetmeyeceğim Ama son zamanlarda en favori şeyim olan “bir liste” ile olayı şööyle bir toparlayıp çektiğim fotoğraflarla baş başa bırakacağım sizi…

Okumaya devam et